| |
İlk Yardım
Hülya Yavuz
Bugünlerde yine en sıkıntılı zamanlarımdan birini yaşıyorum. Gözlerimin önüne perdeler iniyor, göğsüm daralıyor, kalbim sızım sızım sızlıyor, gözümün önünden o eski yüzler geçiyor, hangi yüzler mi; acının, hüznün, kederin, çaresizliğin her köşesine tüm ayrıntısıyla kazındığı yüzler... Hiç eskimeyen bebekleriyle oynayan o hiç büyümeyen çocukların ağlamaklı yüzleri… Kucaklarında sımsıkı sarıldıkları evlatlarıyla sokaklarda koşuşturan annelerin yüzleri…
Bugünlerde bir çınlama var kulaklarımda, çehresi aydınlık, sesi pamuk gibi yumuşacık, kalbinin nuru yüzüne yansımış anaların ‘evlaaadıııımmm’ diye haykırışlarını, yirmisinde dahi süt kokan, yeni yetme, fidan gibi canların, candan kıymetli evlatların ‘anaaaam’ diye çırpınışlarını duyarak uyanıyorum uykularımdan… Zifiri karanlık geceye yıldırım gibi düşen mermileri, kayan yıldız yerine sayıp, kurduğu hayallerle ısınmaya, doymaya, uyanık kalmaya çalışan Yunus’un, Yavuz’un, Süleyman’ın, Ramazan’ın, Mustafa’nın, Murat’ın, Mesut’un, Mehmet’in, Koray’ın, İdris’in, İbrahim’in, Hüseyin’in Halil’in, Fikret’in, Fevzi’nin, Eyüp’ün ve adını yalnızca ana ve babasının bildiği, varlığıyla birlikte ismini bile vatanına bağışlamış nice isimsiz kahramanın eşi oluyorum, anası oluyorum, babası oluyorum, evladı oluyorum kolu kanadı kırık, gözü yaşlı, boynu bükük… Hepsinin vebalini boynumda taşıyorum…
Bugünlerde yıkık dökük, un ufak olmuş hayatların altında kalıyorum, ufacık bir gün ışığını arıyor gözlerim görebilmek için, ufacık bir delik arıyor dudağım nefes alabilmek için… Bir ses yalnızlığımı delip geçecek, beni çekip girdaptan çıkaracak, susuzluğuma bir damla olacak, açlığıma bir parça ekmek… Kolay değil işim; hayatla ölüm arasında mekik dokuyorum…
Bugünlerde ayaklarım tutmuyor, yürümeye mecalim yok, ellerim uzandığı her şeyi kırıp döküyor, sözcüklerimin beli kırık, dokunduğu her şeyi yakıp kavuruyor…
Bugünlerde umudum yitik, firar etti gitti içimden… Aldığım nefes yetmiyor, yediğim içtiğim boğazımdan geçmiyor, gözümden akacağına yaş, kalbimde birikiyor…
Bugünlerde ben, eski acıları temize çekiyorum… Başka zamanlarda, başka diyarlarda bittiğine sevindiğim kâbusları yeniden görüyorum…
Hepsine sebep sizsiniz…
Ha bu arada; biz sizinle hiç tanışmadık ama çok kez karşılaştık... Siz beni yok saydınız ama ben size aslında hep çok yakındım… Bunca yıldır ne acılar gördüm, ne çileler çektim ne savaşlar verdim ne yıkımlara uğradım… Yaralandım, vuruldum ama iyileştim ve yaşama tutundum, bazen öldü sandılar beni ama en umutsuz anda hayata yeniden merhaba dedim. Çünkü siz bana umut verdiniz, siz beni sahiplendiniz. Peki ya şimdi… Ne değişti…
Ben kim miyim? Ben çok uzaklardan gelmedim, ben hiçbir yere gitmedim, ben hep sizinleydim ama siz beni hiç göremediniz, çünkü siz bakmayı bilemediniz… Gördükleriniz de zaten işinize gelmedi, küçümsediniz…
Ben ‘insanlık’… Yine acılara yıkımlara yenik düşüyorum, ağır yaralı komadayım… Bu sefer elimi kolumu da değil, yüreğimi kaybetmekteyim… Ne para ne pul, ne giysi ne ayakkabı, ne yastık ne yorgana ihtiyacım var; ben yalnız barışın, kardeşliğin, dostluğun acil ilk yardımlarını beklemekteyim…
|
|