KONUSU HEP AYNI OLAN FOTOĞRAF
Psk. İdil Saliha Küntüz
Bazen insanlar görürsünüz, başarılı, zeki, azimli, üretici ve ürettikleri takdire şayan… dersiniz vay be ne kadar güzel fotoğraflar çekiyor. Karizması da var belli ki dolu birisi. Ödüller de almış ne mutlu ona.
Sonra benzer ortamlarda bulundukça bir şeyler sizi ve çevrenizdekileri rahatsız etmeye başlar. Tuttuğunu koparan sanatçımız bir yerden sonra hırs adı altında kopardıklarını da parçalamaya başlar.
Uzak durmak istersiniz artık ondan, sinirinden, kibrinden, övünmesinden...
Fotoğraf gezisine çıkarsınız, kadrajınızı kapatır ama buna hakkı olduğuna da inanır. Çünkü tüm çekim açıları, kadrajlar ona feda olsundur. Zaten ondan daha iyi çekemezsiniz buna ne hakkınız vardır. Pardon ne hakkı; böyle bir yeteneğiniz de yoktur. Tüm enerjisi kendisine yönelmiştir ve tüm gerçekliği de budur.
Bazen de bakarsınız bazı kişilere taparcasına davranır onları size tanıtırken. Bu kimseler genelde ondan yaşça büyük ve daha başarılı kişilerdir ve nedense tanınmışlardır hep. Onlarla adının anılması için sık sık beraber gezer. Zaten genelde hikâyelerinden de duyarsınız, hastaneye de gitse, okulda ya da fotoğraf derneklerinde, internette de olsa hep vardır onun profesör, doçent hadi olmadı ünlü tanıdıkları.
İş birliğine girmez. Grupça bir aktivite yapmak isterseniz de o yönetmelidir sizler de uymalı. Yoksa çok ciddi tartışma çıkar ve kazanan da o olmalıdır. Diyelim çoğunluk karşı çıktı o zaman da katılmak istemez.
Lütfen bir de ona şaka yapmayın çünkü öyle şakalara falan da gelemez. Şakalaşmak, gülmek, kendi ile dalga geçilmesine izin vermek zayıflık göstergesi olabilir çünkü.
Şimdi bunları da söylüyoruz ya kesin bizim onu kıskandığımızı düşünür. Maaleseftir ki başkaları hep onu çekemez, kıskanır. Çünkü o dayanılamayacak katlanılamayacak kadar üstün bir varlıktır.
Dedik ya hani o muhteşemdir diye. Dolayısıyla onun çıkarları da muhteşem olmakla beraber herkesinkinden öndedir. Ve kendi çıkarları için başkalarını kullanmaktan da çekinmez. Çünkü bu kadar mühim ve önemli olan kendi ile lakalı her şey için diğer insancıklar hizmet etmelidir. Ona bir günlük yoğun bir konferans verseniz de böyle bir şeyin neden olamayacağını, anlamakta çok zorlanır.
Kızanlar olur etrafında ona, kırılanlar ama anlamaz ki. Çünkü insanların duygularını yâda ne yaşadığını algılayamaz. Siz çıldırırsınız neden toplum içinde böyle bir şey dedi ki bana diye. Maalesef empati kuramaz. Anlayamaz ancak bizlerden özel bir muamele ve ayrı bir ilgi umar. Kendi dışında bir dünyayı da tanımaz ve ender olarak bir insana duygusal olarak bağlanabilir.
Bununla birlikte hep güvensizdir ve özgüveni de oldukça düşüktür. Hâlbuki tüm evren ona ait gibi davranır değil mi? Eleştirilmeye dayanamaz ve beğenilmemek de mahveder onu. Aksi halde ya çok sinirlenir, saldırıya geçer ya da gerçi çekilir. Çünkü yenilgi ve başarısızlıkla nasıl baş edebilir? Genellikle de iç daralması, hayattan keyif alamama, anlamsızlık, içinde oluşan bir boşluk duygusu, canının sürekli sıkılması ve umutsuzluk şikâyetleriyle kurumlara başvurur. Tabi bu kurumların ya da kişilerin de ondan daha üstün, daha zeki olduğuna inanması gerekmektedir. Yoksa neden gitsin ki.
Tanıdık geldi mi size bu hikâye?... Alkışın bol olduğu bu fotoğraf ve sanat camiasında gün geçtikçe daha sık gördüğümüz, kendine güvensizlik ile başkalarını anlayamamanın birleşmesi ile tanınan, narsistik kişilik bozukluğundan bahsettik. “Aa bende de mi bu durumdan var? Bazen çevremdekileri sinir edebiliyorum.” diye soranda olmayan bir bozukluktan.
Hemen korkmayın o yüzden. Hepimiz benzer narsistik davranışlar gösterip, savunmalar yapabiliriz. Çünkü insanız ve kendimizi değerli görmek isteriz. Ne zaman ki bu kendini iyi görme isteği, ayrıcalıklı olduğuna inanma olup işlevselliğini yitirmeye, çevresine zarar vermeye ve tabi ki değer vermemeye başlarsa o zaman başka bir durumdan söz etmeye başlarız. Haydi başa..
|