Kayıt Ol Şifemi Unuttum

Anadolu Fotoğraf Dergisi  Anadolu Fotoğraf Dergisi

Anadolu Fotoğraf Dergisi

 
 

ÇILDIR GÖLÜ ( Sayı 1 )

 
 

ÇILDIR GÖLÜ

Ergün KARADAĞ

Kışın ortasında geldiğinizde Kars'a, vardığınızda o son noktaya, ayazın ortasında, yaşamın çilesinde, uçsuz bucaksız bir beyazlık karşılayıverir sizi.

O beyazlığın içinde, yaşamın çilesi, hayatın umutları,  zamanla tükenen mutluluğu ve bembeyaz kar örtüsünü,  kahverengiye çalan yaşam mücadelesi, buruk bir tebessümle sizinledir.

Beyaz örtüyü ardınıza alıp  Çıldır yoluna çıktığınızda, uçsuz bucaksız o ovanın, yaşayan insanların pak ruhunu yansıtır şekilde, bembeyaz serpildiğini görür, ayazı ardınıza alırsınız.

Yaşam zor,  hayat çetrefelli, umut mücadele ile doludur.

            

              Dizilmiştir yaşamdan umudunu almaya çalışan, tüten bacaların altında bir göz odada yaşamını sürdürmeye çalışan insanlar.

            Yakıt tezek, umut geçim için üç beş hayvan ve onların bitmeyen çilesi, yol boyunca hep birer hikayenin  özetleri, yaşamların pencereleridir.

            Dizi dizi sıralanan köyleri geçip, o eşsiz güzelliği ile Çıldır gölüne varırsınız..

             Asaleti, mağrurluğu ve meydan okuyan haliyle dümdüz, bembeyaz karşıdadır.

             Sizi hep beklemiştir…

             Kıyıda en güzel köylerden Doğruyol'a varınca, göl bir başka, manzara daha huzur veren bir tablonun yansımasıdır.

            Yaşam mücadelesinde soğuğu, düşman değil artık dost  gören  avurtları  çökmüş, yaşam mücadelesini hiç bırakmayan, dost canlısı sıcak kalpler sizi karşılayıverir.

Hoş gelmişsiniz beyim...

Kapı açılır,

            önce dostluğun sıcaklığı,

            sonra odanın sıcaklığı sizi karşılar, sarmalar...

            Geniş yürekler sevecen, dost dostu ağırlamaktan mutludur.

Kışın yaşam, köyde anlatılmaktan öte zordur. Hayat umut geçim artık daha zordur. Daha zoru ise yaşamını gölden sağlayanların, umutları gölde olanların ayrı zorluğudur.        

Ağlar çekilecek,

umutlara ağ atılacak,

balık geçim kaynağı olacak...

 Sabah gün ışıldar aydınlık oturmuş, güneş solgun ve ışıldamaya çalışan haliyle yükselmeye başlar.

Usta atlı kızağıyla umuda, daha doğrusu göle daha önceden gerdiği ağlara umutla yola koyulur. Umudu tutacağı balıkta, kızağını çeken kendisi gibi yaşamdan eksikleriyle var olan atı, ağlar çekilirken yiyeceği arpanın umudundadır…

“Göl donmadan ağlar atılır. Herkesin yeri ve ağları bellidir. Göl donunca suyun üstünde kalan ağ şamandıraların bulunduğu yer kırılır. Ucu sağlam bir iple  bağlanıp diğer uçtan ağ çekilir. Nasip alınıp, ip çekilerek ağ eski yerine getirilir” diyor yılların balıkçısı Yener efendi.

 Sigarası efkar dolu,

umutsuzluk belli...

Çünkü bu göl ne eskisi gibi, nede verimi geçmişteki gibi der.

 "Küstü göl, yok ettik" diyerek hep hayıflanır.

Kızak gölün yoluna saptığında, gölün kıyısından yazdan kalma, kıyıya çekilmiş teknelerin karlara gömülmüş hali, uçsuz bucaksız bir beyazlık, giderek ardınıza aldığınız köyün manzarası, tüten bacaların yaşamı ispatlar hali ve ardında duran ve sanki sonu gelmeyecekmiş gibi olan dağların görüntüsü sizi büyüleyiverir.         

 Karların içinde, karlara gömülmüş yorgun tekneler, gölün erimiş halini bekler gibidir.

Köyü ardına alan manzara size yaşamın bir soluğu gibi kavrar, arkanızdaki bayazlar içindeki köyün manzarası ise bir yaşamın devamının zorluğunu sergileyiverir.

Beklenen kısmete doğru beyaz ovada yola koyuluverir umudun yolcusu.

Atı yoldaşı, cigarası efkarını dağıtan, ekmeği ise üstünde yol aldığı buzun altınta onu beklemektedir..

Bu coğrafi güzelliğin yıllar öncesi anlatılır hep. Çekildimi ağlar, gelen balığı o göle özgün “sarı balık “ dedikleri, o lezzetli sazanların çokluğunu. Bir ağda 30-40 kilo... Şimdi ise tükete tükete, kirlete   kirlete ancak 3-4 kilo balık çıkar.

Anlatılanlar artık birer efsane ve tatlı rüya gibi kalmıştır. Yıllar öncesinde köy halkı kalkar, göle dökülen dereden dirgenle el yordamıyla birer alabalık tutar, eve gelir sabah kahvaltısında o doyumsuz tadı yermiş. Hemde kızartarak değil haşlama. Ama her aile çok değil yeteri kadar tutarmış.

Şimdi o doğal benekli alabalıktan eser yok…

Gölün eski bereketi, var olan balık ve türleri artık bir hikaye. Alabalığı, sazanı, belizi, göğ balığı, tahta balığı, muzlası ve etrafını saran sazlıklarda gelip yuva yapan onlarca kuş türü artık yok. Angıtı, ördekleri, pelikanları, onlarca kuş türü; yok olan bilinçsizce tüketilen gölde, neredeyse gölü terk etmiş küsmüş gibidir.

Yeni yapılan balık çiftlikleri, asıl türü ve yumurtaları tüketilen kerevit salınması, aşırı ve bilinçsiz avcılık, köylerin gübre artıklarının  suya karışıp göle akması, akarların azalması artık gölü neredeyse yok olma haline getirmiş. Bir bir giden güzelliklerimizden, biri daha yok olmanın eşiğine gelmiş.

Göl göz yaşlarını dökmekte. Ve her zamanki gibi, hiçbir ama hiçbir önlem ve girişim  yoookkk.

Yavaş yavaş göle özgün balıklar, ağlarda beliriverir. Birer birer  güneşin sızan ışığında parıl parlayan iri pullu  sazanlar çıkar. Sarı balıktır buralarda adı. Umutlar, emekler karşılığını bulur. 

Ağ çekilince umutlar toplanır. Sonra bereket çekilen ağın ucu, beraberinde diğer taraftan

açılıp ucuna bağlanan ipin gelişiyle biter. Diğer tarafa gidip ip çekilerek, ağ tekrar eski yerine gerilir.

Sonra diğer ağa, oradan diğer ağa gider.

Yorgunluk arasında bir çay molası, geçmişin konuşulması vazgeçilmezdir. Bir cigara efkara eşlik eder.

Umut diğer ağdır. Gidilir çekilir.

            Sarı balık çıktıkça dökülen terlerin yorgunluğu unutulur  yüzlere gülücükler çıkmıştır.

            Ama kirlettikçe, anlamsızca avlandıkça küsmüştür göl.

            Her gece gün kendini sakınır olmuştur.

            Ağlar çekilir, toplanır tekrar eski yerlerine çekilir.

            Toplanan, avlanan balıklar,  yıllar öncesinin yeniden umutları gibidir.

 

Yakaladığı sarı balığı, sevincine boğularak toplar.

Yorgunluk saatlerin ardından gelmiştir.

Bütün ağlar çekilmiş, tekrar yerine gerilmiş, sonrasında gelmek için dört günlük bekleyişin anları başlamıştır.

Eşyalar toplanır.

Atlı kızağın arkasına, ekmek parası olacak günün tutulan balıklarının yanına eşyalar konur.

Sigara Yener ustanın dudağından sigara eksik olmaz, yaşam cilesinin hiç eksik olmadığı bu ıssız beyazlıkta.     

Köye dönüş, umudu bir sonrasına bırakarak, buruk mutluluğu ile başlar.

Issızlık ve beyazlık ortasında…

 

 

 

 

 

 

 

Bu Makaleyi Paylaşın

 
   

 

 

 

 

Facebook ile Yorum Yapın

 
 
 
 

 

 

 


 

19-07-2011

 
   
İlk iki paragraf hikayeyi özetlemiş gibi. Fotoğraflardaki kara rağmen sıcacık bir foto-makale. Gönlünüze sağlık. Saygı ve selamlarımla...    
Yasemin Agun Tüyloğlu

 

 

 

 

09-06-2011

 
   
25 sene önce soğuk bir kış günü ziyaret edip balığını yediğim bu coğrafyada yaşadığım sıcak anılarımı bana tekrar yaşattınız Ergün bey. Sağolun...    
Mikdat Besni

 

 

 

 

30-05-2011

 
   
Her zamanki gibi yürekten.. O bölge ancak bu kadar güzel yansıtılabilirdi. Tebrikler Ergün Hocam.    
Erkan UZ

 

 

 

 

30-05-2011

 
   
Her zamanki gibi yürekten.. O bölge ancak bu kadar güzel yansıtılabilirdi. Tebrikler Ergün Hocam.    
Erkan UZ

 

 

 

 

24-05-2011

 
   
Dergimize renk katan özenli ve başarılı belgesel fotoğraflarını zevkle izledim. Yaşadığın bu soğuk coğrafyayı sıcaklaştıran fotoğrafların için kutluyorum Ergün kardeşim. yüreğine sağlık...    
HAMİT YALÇIN

 

 

 

 

21-05-2011

 
   
merhaba sevgili ergun, tüm tanıdığım fotoğraf yolcuları içinde fotoğrafik endişe, beklenti, kaygı, ve gözü olarak kendime en yakın hissettiğim kişisin. mükemmel serinle, benim de kısa da olsa bulunduğum mekanı, bildiğim ve bilmediğim tüm özellikleri ile mükemmel yansıtmışsın, bir kez daha gıpta ile ve büyük bir beğeni ile seni alkışlıyorum. ayak izlerini de takip etmeye devam ediyorum sevgili dostum...    
Bekir Tuğcu

 

 

 

 

20-05-2011

 
   
Fotoğraflarla tatlı bir üşeme alırken bedenimi, yazınsal metinle sıcak bir muhabbet sardı bedenimi.. tebrikler Ergün Bey    
Ragıp Sarı

 

 

 

 

20-05-2011

 
   
Güzel bir belgesel çalışma olmuş Ergun bey ellerinize sağlık.. selamlarımla..    
Gülay Tansu

 

 

 

 

14-05-2011

 
   
çıldır gölündeki balıkçıları çok güzel belgesellemiş ve hikayelemişsiniz kutlarım selamlar    
Ayhan SÖZEN

 

 

 

 

11-05-2011

 
   
Karın soğuğunu, balığın kokusunu duyar oldum. Eline sağlık dostum    
Erhan Uçar

 

 

 

 
 
 
    anasayfa
künye
varoluş
katılım
iletişim
e-dergi
fotomakale
röportajlar
etkinlikler
giriş yap
kayıt ol
şifremi unuttum

 
 
Anafot.net | Anafot.com | Anadolu Fotoğraf Dergisi ©2011 | Tüm Hakları Saklıdır. İçerikler izinsiz kullanılamaz.